Akıl  Oyunları  -- A Beautiful Mind





Film , aynı isimli kitaba dayandırılmıştır, John Nash adında bir şizofreni  hastası  matematikçinin hayatının  hikayesidir. Nash,  öğrenciliği  sırasında  oyun  kuramı üzerine büyük başarılar elde etmiş parlak bir matematikçidir.  Öğrencilik  yıllarından itibaren hayaller görmeye başlar, mezuniyetinden sonra  zamanla   paranoit  olur. 

Hastalığının  kötüleşmesi yüzünden işinden ayrılmak zorunda kalır,  hastalığı  kendi çocuğuna zarar vermesine neden olacak noktaya gelince eşi ondan ayrılır. Gördüğü tedaviler etkili olmasa da, eski eşi ve eski   arkadaşlarının desteğiyle  zamanla  kendiliğinden iyileşir, tekrar üniversitede öğretim  üyesi olur.

Sonunda,  hastalığının  başlamasından  evvel  yaptığı buluşlardan dolayı Nobel  Ekonomi   Ödülünü alır.Çok başarılı bir matematikçidir



Can dostum -- Good Will Hunting





Will, bir üniversitede hademelik yapan süper zeki bir gençtir. Will, bir türlü sokak kavgalarından kendini alıkoyamaz ve başı derde girer. Hapise düşmek üzere olan Will'i bu durumdan kurtarabilecek tek kişi onun yeteneklerini farkeden, okulun profesörlerinden Sean McGuire'dır. Aralarında bir anlaşma yaparlar ve bu zamanla çok özel bir dostluğa doğru yol alırlar.. 

Fermat ın Odası - Fermat s Room





Vincenzo Natali, 1997 yılında farklı nitelikteki insanları tuzaklarla dolu bir küpün içine koyup oradan kurtulmaları için çözmeleri gereken ipuçlarını kendilerine vermesinin ardından tam 11 yıl geçti. İlk filmin beğenilmesinin hemen ardından devam filmleri de kaçınılmaz oldu.

Devam filmlerinin hiçbirisi orjinalini geçememiş olsa da bu ay vizyona girecek olan Fermat’s Room (bu arada filmin orijinal adı Habitación de Fermat, La) gibi filmlere de konu olarak örnek teşkil etmiş olması açısından da önemli bir filmdi Cube. Fermat’s Room, birbirini tanımayan 4 matematikçinin gizemli biri tarafından büyük bir bulmacayı çözmeleri için gizemli bir mekana davet edilmelerini konu alıyor.

Burada matematikçilere çözmeleri için çeşitli problemler sorulmakta ve soruları belirli bir zaman içerisinde bilememeleri halinde içlerinde bulundukları mekan kendileri için bir ölüm makinasına dönüşmektedir. Çözmeleri gereken en önemli ve büyük problem ise kendilerinin neden bu iş için seçilmiş oldukları ve neden orada bulunduklarını çözmektir. Birbirleriyle aralarındaki ortak noktaları sorgulayacak ve neden orada bulunduklarını çözmeye çalışacak olan matematikçiler aynı zamanda korkunç tuzaklardan da kurtulmak için çaba sarfetmek durumunda kalacaklardır.

Film, adını 17.yüzyılda yaşamış olan hukukçu Pierre De Fermat’tan almıştır. Kendisi hukuk alanında yetişmiş biri olmasına rağmen çeşitli nedenlerle matematik alanında çalışmaya başlamış ve bir çok matematikçiye taş çıkaracak teoremler ortaya atmıştır. Teoremlerinin bir kısmı uzun yıllar çözülememiş ve hatta kendisi de bu teoremlerinin çözümlerinin de içinde bulunduğu evinin yanması sonucu hayatını kaybetmiştir.

Filmin yönetmen koltuğunda daha önce kendi ülkeleri olan İspanya’da televizyon için çektikleri yapımlar ile tanınan ancak ilk kez sinema filmi yöneten Luis Piedrahita ve Rodrigo Sopeña ikilisi yer almakta.


23 numara -- Number 23





23 sayısını koyu bir saplantı hâline getiren Walter Sparrow, hayatını gerek kendisinin gerekse sevdiklerinin ölümüne yol açabilecek bir psikolojik işkence cehennemine dönüştürür. Walter bir türlü elinden bırakamadığı 23 Numara adlı gizemli romanın etkisiyle, karısı Agatha ve ergenlik çağındaki oğlu Robin'le geleceğine devam edebilmek için geçmişindeki sırların kapısını açmaya mecbur kalır.


Küp I, Küp II ve Küp 0 film serisi -- Cube





Bilim-kurgu türünün en ilginç örneklerinden birisi olan Cube (Küp), tematik yapısı itibarı ile dikkat çekici bir özellik taşıyor. Küp serisinin birincisi Vincenzo Natalie, ikinci film Andrzej Sekula ve serinin son filmi Cube Zero da Ernie Barbarash tarafından çekildi. İlk filmde birbirini tanımayan bir grup insan kendilerini içine nasıl girdiklerini bilmedikleri çok katmanlı ve karmaşık bir küpte bulurlar.

Küpün içinde uyanan insanlar ne zaman nasıl burada olduklarını bilemez haldedirler. Hepsi birbirinin aynısı küp şeklindeki pek çok odada sıkışmışlardır ve çıkışı bulmak için mücadele verirler. Zaman ilerledikçe denekler çeşitli öldürücü tuzaklarla karşılaşırlar. Küpün mantığını birlikte düşünerek anlamaya çalışırlar. Karşılaştıkları durumları değerlendirip ona göre hareket ederler.

Küp I'de soğuk ve insanı boşlukta bırakan bir anlatım göze çarpıyor. Olayın nerede geçtiği, küpün gerçekte ne olduğu gizemli bir şekilde saklanıyor. Küp II'de bulmacanın parçaları biraz daha belirginleşiyor. Oyuncular birbirini tamamlayan özelliklere sahip. Uzun uğraşlar sonucunda Küp II'de kadın kahraman Küp'ün içinden çıkmayı başarıyor. Ne var ki, çıkmasıyla Pentagon tarafından öldürülmesi bir oluyor. Anlaşılıyor ki, ölü ya da diri kimsenin çıkması istenmiyor.

Ernie Barbarash'ın yönetmenliğini yaptığı Küp 0, tüm esrarı aralıyor ve izleyiciye esrarı açıklıyor. Küpün içindeki insanların uzman teknisyenler tarafından sürekli izlendiği, her hareketlerinin kaydedildiği ortaya çıkıyor. Sürekli ilerledikleri odacıklarda birbirinden dehşet tuzaklarla karşılaşıyor ve esas karaktere gelinceye kadar bir seri katil mantığı ile filmdeki diğer oyuncular tek tek dehşetli bir şekilde öldürülüyorlar. Kimisinin üzerine insanı içten içe ve ani bir şekilde yiyen virüs bulaşıyor ve sonra çatlayarak ölüyor.


Kimisi odaya girdiği an yoğun bir ateşle kızartılıyor. Küp 0'da her şeyin tek bir merkezden planlandığını ve insanların kendi rızaları ile küpe girdikleri anlatılıyor. Bir müddet sonra gerçeğin öyle olmadığını anlıyorsunuz ve insanların beyin yıkama metotlarıyla bir metne imza atmak zorunda kaldıklarını öğreniyorsunuz. Denek imza attığını hatırlayamayınca yetkililer, gerçekliğinden kimsenin emin olamayacağı bir hikâye uydurup deneği ikna ediyorlar.

Sonuçta küp projesinin askeri bir araştırma kompleksi olduğu ortaya çıkıyor. Küp 0'da, denekleri izleyen teknisyenlerden birisi bu araştırmanın insanlık dışı olduğunu anlayıp içerdekilere yardım ediyor. Başroldeki kadın karakter imza atmadan zorla içeriye konuluyor ve suçunun aktif siyasi muhalefet yapmak olduğu gün yüzüne çıkıyor! Sonuçta Küp II'deki gibi kadın kahraman küpten çıkmayı başarıyor. Fakat ona yardım eden uzman teknisyen yakalanıp, beyin fonksiyonları eksiltilip tekrar küpe atılıyor.
 

Meğer küp bir deney aracıymış ve askeri birimler tarafından araştırmalar yürütüyormuş. İlginç olan şu; film salt bir gerilim filmi değil. Olası bir gerçeklik işleniyor. Filmde geçen olayların olması muhtemel ve o yöne doğru gidiliyor. Etik sadece bir söylem olarak kalıyor (discourse). Bugün dünyada etik sadece hakim güçlerin söylemlerini benimsetmek için kullandıkları bir manipülasyon aracı haline gelmiştir. Gücü elinde bulunduranın her şeyi yapmasını beklemek normal bir durum olarak algılanmaktadır.

Son zamanlarda gen teknolojisi, insan klonlama ve insan davranışları gibi konuları inceleyen filmler gittikçe artmakta. En son "Ada" ve Robert De Niro'nun oynadığı "Tanrı'dan Gelen" filmleri bu alanda öne çıktı. Bilimin insan davranışlarını kontrol etmek, ona yön vermek ve insanı başka insanların istediği şekilde yönetmek üzere kurgulanmasına yönelik bir eğilim var. Özellikle dünya politikalarında hakimiyet alanını geliştirmek ve korumak kaygısı taşıyan kimi devletler bu eğilimin başını çekmekte.

Hollywood, ürettiği filmlerle insanı bir kapana doğru iten mekanizmalar oluşturmakta. Filmlerdeki tasavvurlar her şeyin içini boşaltıp, insanı dehşetengiz bir boşluğa sürüklemekte. Küp 0 filmi de tipik bir Amerikan komplosu kokusu ile tütsülenmiş. Filmde Pentagon'un gücünü de aynı zamanda keşfetmiş oluyorsunuz ve Amerikan hakimiyetinin ne denli kuşatıcı olduğuna inandırılmaya çalışıyorsunuz.

Küp 0'da deneklerin rüyaları cihazlarla kayıt altına alınıp görüntüleniyor. Deneğin tüm davranışları sayısal verilere dökülüyor. Küpün içindeyken olası tüm davranışları hesap edilerek alt edilmeye çalışıyor. Filmde bildik Hollywood tarzı gerilim sahneleri ile izleyicinin dikkati diri tutulmaya çalışılıyor. Dehşet sahneleri bir seri katil konsepti ile tasarlandığı için deneyi yürütenlerin patolojik ruh halleri deşifre ediliyor. Filmdeki klastrofobik atmosfer insan davranışlarını son raddesine kadar zorluyor.

Bir çeşit fare deneyi izlenimi yaratılıyor. İnsanın bir denek olarak çıkışsız bir labirente atılması, özne konumundan nesne konumuna etik dışı bir şekilde itilmesi hayli düşündürücü bir boyut taşıyor. Kuşkusuz başarılı bilim-kurgu filmleri modern insanlığın neleri tahayyül ettiğine dair ipuçları veriyor. Elbette bu büsbütün bir gösterge sayılamaz ama neticede film endüstrisi bir tasavvur dünyası üretiyor. Bu dünya hayli zor ve karanlık. Küp, belki kavramlarla içine sıkıştırıldığımız bir dil ve söylem laboratuarıdır.


Pi




Pi, sadece matematik disiplinindeki en önemli sabitlerden biri degil tabii ki. Ayni zamanda iki yil önce Sundance Film Festivali'nde birincilik kazanmis basarili bir sinema eseri.

Filmdeki ana konu sayılarla kafayı yemiş dahi bir matematikçi. 
Tabii bu dehasının bedelini korkunç baş ağrıları ile ödeyen dahi matematikçimiz Max Cohen sayılar teorisi ile ilgili saplantısını kendine uygulama olarak cok güncel bir konuyu, borsayı seçmiş durumda. 

Ve en büyük derdi de hisse senetleri fiyatlarını yöneten genel bir kural bulmak. 

Max adlı dahi matematikçi arkadaşımız macerası boyunca oldukça ilginç şahsiyetlerle karşılaşıyor: Ona saygı duyan, onu seven ancak bir sonuca ulaşabileceğine inanmadığını belirterek onu vaz gecirmeye çalışan hocası, kidemli matematik profesörü. Ögrencisi ile yaptığı tutkulu GO (Wei Chi) maçları esnasında hocasi Max'e analiz etmeyi bırakmasını ve artık "hissetmesini" söylüyor, "Her şeyi matematiksel olarak analiz edemezsin, doğa çok karmaşıktır ve GO tahtası evreni yansıtır. Hiçbir GO oyunu diğerine benzemez, tıpkı kar taneleri gibi." Ancak öğrencisi, başlangıçtaki belirsiz duruma rağmen oyun ilerledikçe olasılıkların azaldığını ve belli kurallara uyan patternler yani kalıplar bulunabilecegini iddia ediyor büyük bir tutku ve inatla. 

Max'in borsaya olan bu totaliter ilgisi her ne kadar safiyane ve matematik = saf güzellik bağlamında olsa da konu ile ilgili para pul adamları Max'in başının etini yemekte gecikmiyorlar ve çalışmaları dogrultusunda elde edecegi sonuçları kendilerine iletmelerini istiyorlar. Max'i ikna etmek için de, bilgisayar hesaplamalarını hızlandıracak ve henüz hükümet tarafindan gizliliği kaldırılmamış yüksek teknoloji ürünü bir mikroişlemci veriyorlar. 

Ve son olarak da filmin mistik yönlerini tamamlayacak Yahudiler. Max'in deyişi ile uzun sakallı adamlar. Ciddi olarak Kabala'daki birtakim sayılara ulasabildikleri takdirde Tanrı'ya dolayisi ile de nihai aydınlanmaya ulaşabileceklerini düşünen fanatikler. 



Kanıt -- Proof





Kanıt başrollerini Anthony Hopkins, Gwyneth Paltrow ve Jake Gyllenhaal'in paylaştığı 2005 Amerika yapımı film.

Film, matematik dehası bir baba (Anthony Hopkins) ve babası ile birlikte yaşamayı seçen kızı (Catherine-Gwyneth Paltrow)'nın ilişkilerini temel alarak, 27 yaşındaki genç bir kadının kendini keşfetme çabasını konu almaktadır.

Zeki ama dengesiz, matematik dahisi olan Robert adındaki babasıyla yıllarını geçiren Catherine, 27. yaşgününün eşiğindeki genç bir kadındır. Catherine'in, yalnızca uzaktaki kızkardeşi Claire'in gelişiyle değil, aynı zamanda Robert'in 103 not defterindeki değerli çalışmalarını bulmayı uman, babasının eski öğrencisi Hal'ın ilgisiyle de ilgilenmesi gerekmektedir.

Catherine, Hal'in sevgisine ve Claire'in kendi hayatı için buyurucu plânlarına karşı koyarken, bütün bunlardan daha çok zihin karıştırıcı sorunu çözmekle uğraşmaktadır. Babasının deliliğinin ya da dahiliğinin ne kadarı kalıtsal olarak kendine geçecektir?

(alıntı)